Arda
New member
Dedublüman Kimdir? Trabzon’dan Türkiye’nin Duygusal Hafızasına Uzanan Bir Hikâye
Dedublüman Kimdir? Bir Şarkının Peşinden Başlayan Hikâye
Geçenlerde eski şarkıları karıştırırken “Gamzedeyim Deva Bulmam” karşıma çıktı. Şarkıyı daha önce defalarca dinlemişimdir ama o akşam başka bir şey oldu. Kulaklığın sesini biraz açtım, telefon ekranını kapattım ve kendimi şarkının içine bıraktım. Sonra aklıma şu soru geldi: “Bu şarkıyı yeniden söyleyen Dedublüman kim?”
İnternette birkaç sayfaya baktıkça karşıma yalnızca bir müzik grubu çıkmadı. Trabzon’da lise yıllarında başlayan, zamanla İstanbul’da genişleyen ve geleneksel Türk müziği enstrümanlarını modern rock atmosferiyle buluşturan ilginç bir müzikal yolculuk çıktı.
Dedublüman’ın resmi internet sitesindeki bilgilere göre grubun hikâyesi 2010 yılında Trabzon’da, lise sıralarında başladı. Mustafa Yavuz ve Kurthan Sarpkaya tarafından kurulan gruba İstanbul döneminde başka müzisyenlerin katılmasıyla kadro altı kişiye ulaştı. Bugünkü kadroda Mustafa Yavuz vokal, gitar ve yaylı tambur; Çağrı Çelik klarnet; Besim Talı ud ve yaylı enstrümanlar; Hazar Altın piyano ve gitar; Kurthan Sarpkaya davul; Kıvanç Kumlu ise bas gitar görevlerini üstleniyor.
Ama bence Dedublüman’ı anlamanın yolu yalnızca isimleri ezberlemekten geçmiyor. Asıl mesele, bu müziğin neden bu kadar farklı insanın hayatında bir karşılık bulabildiğini anlamakta.
Bir Akşamüstü Trabzon’da Başlayan Yolculuk
Hikâyemizi biraz geriye saralım.
Trabzon’da bir lise düşünün. Derslerin, sınavların, gelecek kaygısının arasında birkaç genç müzik yapmaya çalışıyor. Büyük sahneler yok. Devasa prodüksiyonlar yok. Henüz milyonlarca dinlenme de yok.
Sadece müzik var.
İki genç, Mustafa ve Kurthan, bir grup kuruyor.
İşte Dedublüman’ın başlangıç noktası burası.
Burada bana ilginç gelen şey şu: Bugün dijital platformlarda milyonlarca kişinin karşısına çıkan bir grubun hikâyesi, aslında Türkiye’deki sayısız amatör müzik hikâyesi gibi oldukça mütevazı bir yerden başlıyor.
Bir okul koridoru, bir prova odası, arkadaşlar, enstrümanlar ve “Acaba bunu daha iyi nasıl yapabiliriz?” sorusu…
Belki de müzik gruplarının gerçek hikâyesi tam olarak burada başlıyor.
Birinin strateji kurması gerekiyor. Hangi şarkı seçilecek? Hangi enstrüman öne çıkacak? Sahne nasıl kurulacak? Prova ne zaman yapılacak?
Bir başkasının ise grubun içindeki insanları dinlemesi, kimin ne hissettiğini anlaması, gerilimi yumuşatması gerekiyor.
Burada erkekler daha çözüm odaklı, kadınlar daha empatik olur gibi basit bir cümle kurmak kolay olurdu. Fakat gerçek hayat o kadar düzgün çizilmiş değil. Üstelik Dedublüman’ın hikâyesinde kadınlardan oluşan bir grup bulunmadığı için böyle bir genellemeyi grup üyelerinin üzerinden yapmak da doğru olmaz.
Bunun yerine hikâyedeki iki yaklaşımı düşünelim: çözüm üretmek ve ilişki kurmak.
Bir müzik grubunun devam edebilmesi için ikisine de ihtiyaç var.
Bir prova sırasında teknik bir problem çıktığında “Bunu nasıl çözeriz?” diyen kişi gerekir. Aynı anda grubun bir üyesi moral olarak düştüyse “İyi misin?” diye soran kişinin de bulunması gerekir.
Birincisi sorunu çözer.
İkincisi insanı görür.
Ve çoğu zaman iyi ekipler, bu iki yaklaşımın birbirini tamamlaması sayesinde ayakta kalır.
Trabzon’dan İstanbul’a: Şehrin Değişmesi, Müziğin Değişmesi
Dedublüman’ın hikâyesinde İstanbul önemli bir dönemeç.
Grubun resmi biyografisine göre Trabzon’da başlayan kadroya İstanbul’da dört isim daha katılıyor ve grup altı kişilik yapıya ulaşıyor.
Burada yalnızca müzisyen sayısı artmıyor.
Müzikal ihtimaller de çoğalıyor.
Çünkü Dedublüman’ın dikkat çeken taraflarından biri, ud, klarnet ve yaylı tambur gibi geleneksel enstrümanları elektro gitar, piyano, bas ve davul gibi modern müzik unsurlarıyla aynı dünyada buluşturması.
Bir düşünün.
Udun sesi yüzyıllardır bu coğrafyada dolaşıyor.
Klarnet, özellikle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte farklı şehirlerin ve toplulukların müzik kültürlerinde kendine güçlü bir yer buluyor.
Yaylı tambur ise Türk müziğinin karakteristik tınılarından birini taşıyor.
Sonra bunların yanına elektro gitar geliyor.
Davul geliyor.
Bas gitar geliyor.
Piyano geliyor.
Bu yalnızca “eski enstrümanları yeni müziğe koymak” değil. Aynı zamanda Türkiye’nin kültürel hafızasının modern şehir hayatıyla karşılaşması gibi.
Belki de Dedublüman’ın bazı dinleyicilerde bıraktığı etkiyi buradan anlamak mümkün.
Çünkü hepimizin hayatında benzer bir karşılaşma var.
Evde büyüklerimizin dinlediği şarkılar…
Kulaklığımızda yeni nesil müzikler…
Bir tarafta geçmiş.
Diğer tarafta bugün.
Ve ikisinin arasında biz.
“Gamzedeyim Deva Bulmam” Neden Bu Kadar Etkili Oldu?
Sonra hikâyenin dönüm noktalarından biri geliyor.
“Gamzedeyim Deva Bulmam.”
Bu eser aslında Dedublüman tarafından yazılmış yeni bir şarkı değil. Türk müziğinin geçmişinden gelen, farklı sanatçılar tarafından çeşitli dönemlerde yorumlanmış bir eser.
Dedublüman’ın yorumu ise şarkıyı yeni kuşakların dijital müzik alışkanlıklarıyla buluşturdu.
Grubun resmi sitesinde bu yorumun yüz milyonu aşkın kez dinlendiği belirtiliyor. Aynı sitede “Belki (Akustik)”, “Sana Güvenmiyorum” ve “Sen Bilmezsin” gibi çalışmaların da yüz milyonlar seviyesinde görüntülenmelere ulaştığı görülüyor.
Burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir şarkının yüz milyonlarca kez dinlenmesi yalnızca algoritmanın başarısı mıdır?
Yoksa eski bir duygunun yeni bir sesle tekrar anlatılması mı?
Bence ikinci ihtimal üzerinde düşünmeye değer.
Çünkü şarkının sözlerinde çaresizlik, kırgınlık ve çözüm arayışı var. Bunlar belirli bir kuşağa ait duygular değil.
1960’larda da vardı.
1980’lerde de vardı.
2000’lerde de vardı.
Bugün de var.
İnsan ilişkilerinin temel meseleleri teknolojiden çok daha yavaş değişiyor.
Mesajlaşma uygulamaları değişiyor.
Sosyal medya değişiyor.
Müzik dinleme biçimi değişiyor.
Ama bir insanın “Beni gerçekten anlıyor musun?” sorusu değişmiyor.
Belki Dedublüman’ın başarısının arkasındaki önemli unsurlardan biri de tam olarak bu tanıdık duyguların yeni bir müzikal atmosfer içinde sunulmasıdır.
Bir Masada Altı Kişi: Müzik Yapmak Aslında Bir Ekip İşidir
Hikâyenin bu bölümünde sizi küçük bir hayali sahneye götürmek istiyorum.
Altı kişi prova yapıyor.
Biri ritmin biraz daha geride kalmasını istiyor.
Diğeri vokalin daha öne çıkması gerektiğini düşünüyor.
Bir başka kişi klarnetin girişini değiştirmenin parçayı güçlendireceğini söylüyor.
Bir başkası ise “Hayır, burada parçanın sade kalması daha iyi” diyor.
Müzik dediğimiz şey bazen tam olarak budur.
İnsanların aynı anda hem haklı hem de eksik olabilmesi.
Birinin teknik çözümü vardır.
Birinin duygusal sezgisi.
Birinin düzenleme fikri.
Birinin sahne deneyimi.
Birinin ritim anlayışı.
Birinin ise bütün bunları bir araya getirme becerisi.
Bu nedenle kadınların empatik, erkeklerin stratejik olduğu gibi katı bir ayrım yapmak yerine, empati ve stratejinin cinsiyetten bağımsız insan becerileri olduğunu söylemek daha gerçekçi.
Üstelik toplumsal hayat bize bunun neden önemli olduğunu sürekli gösteriyor.
Bir aile krizinde yalnızca çözüm üretmek yetmez.
Dedublüman Kimdir? Bir Şarkının Peşinden Başlayan Hikâye
Geçenlerde eski şarkıları karıştırırken “Gamzedeyim Deva Bulmam” karşıma çıktı. Şarkıyı daha önce defalarca dinlemişimdir ama o akşam başka bir şey oldu. Kulaklığın sesini biraz açtım, telefon ekranını kapattım ve kendimi şarkının içine bıraktım. Sonra aklıma şu soru geldi: “Bu şarkıyı yeniden söyleyen Dedublüman kim?”
İnternette birkaç sayfaya baktıkça karşıma yalnızca bir müzik grubu çıkmadı. Trabzon’da lise yıllarında başlayan, zamanla İstanbul’da genişleyen ve geleneksel Türk müziği enstrümanlarını modern rock atmosferiyle buluşturan ilginç bir müzikal yolculuk çıktı.
Dedublüman’ın resmi internet sitesindeki bilgilere göre grubun hikâyesi 2010 yılında Trabzon’da, lise sıralarında başladı. Mustafa Yavuz ve Kurthan Sarpkaya tarafından kurulan gruba İstanbul döneminde başka müzisyenlerin katılmasıyla kadro altı kişiye ulaştı. Bugünkü kadroda Mustafa Yavuz vokal, gitar ve yaylı tambur; Çağrı Çelik klarnet; Besim Talı ud ve yaylı enstrümanlar; Hazar Altın piyano ve gitar; Kurthan Sarpkaya davul; Kıvanç Kumlu ise bas gitar görevlerini üstleniyor.
Ama bence Dedublüman’ı anlamanın yolu yalnızca isimleri ezberlemekten geçmiyor. Asıl mesele, bu müziğin neden bu kadar farklı insanın hayatında bir karşılık bulabildiğini anlamakta.
Bir Akşamüstü Trabzon’da Başlayan Yolculuk
Hikâyemizi biraz geriye saralım.
Trabzon’da bir lise düşünün. Derslerin, sınavların, gelecek kaygısının arasında birkaç genç müzik yapmaya çalışıyor. Büyük sahneler yok. Devasa prodüksiyonlar yok. Henüz milyonlarca dinlenme de yok.
Sadece müzik var.
İki genç, Mustafa ve Kurthan, bir grup kuruyor.
İşte Dedublüman’ın başlangıç noktası burası.
Burada bana ilginç gelen şey şu: Bugün dijital platformlarda milyonlarca kişinin karşısına çıkan bir grubun hikâyesi, aslında Türkiye’deki sayısız amatör müzik hikâyesi gibi oldukça mütevazı bir yerden başlıyor.
Bir okul koridoru, bir prova odası, arkadaşlar, enstrümanlar ve “Acaba bunu daha iyi nasıl yapabiliriz?” sorusu…
Belki de müzik gruplarının gerçek hikâyesi tam olarak burada başlıyor.
Birinin strateji kurması gerekiyor. Hangi şarkı seçilecek? Hangi enstrüman öne çıkacak? Sahne nasıl kurulacak? Prova ne zaman yapılacak?
Bir başkasının ise grubun içindeki insanları dinlemesi, kimin ne hissettiğini anlaması, gerilimi yumuşatması gerekiyor.
Burada erkekler daha çözüm odaklı, kadınlar daha empatik olur gibi basit bir cümle kurmak kolay olurdu. Fakat gerçek hayat o kadar düzgün çizilmiş değil. Üstelik Dedublüman’ın hikâyesinde kadınlardan oluşan bir grup bulunmadığı için böyle bir genellemeyi grup üyelerinin üzerinden yapmak da doğru olmaz.
Bunun yerine hikâyedeki iki yaklaşımı düşünelim: çözüm üretmek ve ilişki kurmak.
Bir müzik grubunun devam edebilmesi için ikisine de ihtiyaç var.
Bir prova sırasında teknik bir problem çıktığında “Bunu nasıl çözeriz?” diyen kişi gerekir. Aynı anda grubun bir üyesi moral olarak düştüyse “İyi misin?” diye soran kişinin de bulunması gerekir.
Birincisi sorunu çözer.
İkincisi insanı görür.
Ve çoğu zaman iyi ekipler, bu iki yaklaşımın birbirini tamamlaması sayesinde ayakta kalır.
Trabzon’dan İstanbul’a: Şehrin Değişmesi, Müziğin Değişmesi
Dedublüman’ın hikâyesinde İstanbul önemli bir dönemeç.
Grubun resmi biyografisine göre Trabzon’da başlayan kadroya İstanbul’da dört isim daha katılıyor ve grup altı kişilik yapıya ulaşıyor.
Burada yalnızca müzisyen sayısı artmıyor.
Müzikal ihtimaller de çoğalıyor.
Çünkü Dedublüman’ın dikkat çeken taraflarından biri, ud, klarnet ve yaylı tambur gibi geleneksel enstrümanları elektro gitar, piyano, bas ve davul gibi modern müzik unsurlarıyla aynı dünyada buluşturması.
Bir düşünün.
Udun sesi yüzyıllardır bu coğrafyada dolaşıyor.
Klarnet, özellikle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte farklı şehirlerin ve toplulukların müzik kültürlerinde kendine güçlü bir yer buluyor.
Yaylı tambur ise Türk müziğinin karakteristik tınılarından birini taşıyor.
Sonra bunların yanına elektro gitar geliyor.
Davul geliyor.
Bas gitar geliyor.
Piyano geliyor.
Bu yalnızca “eski enstrümanları yeni müziğe koymak” değil. Aynı zamanda Türkiye’nin kültürel hafızasının modern şehir hayatıyla karşılaşması gibi.
Belki de Dedublüman’ın bazı dinleyicilerde bıraktığı etkiyi buradan anlamak mümkün.
Çünkü hepimizin hayatında benzer bir karşılaşma var.
Evde büyüklerimizin dinlediği şarkılar…
Kulaklığımızda yeni nesil müzikler…
Bir tarafta geçmiş.
Diğer tarafta bugün.
Ve ikisinin arasında biz.
“Gamzedeyim Deva Bulmam” Neden Bu Kadar Etkili Oldu?
Sonra hikâyenin dönüm noktalarından biri geliyor.
“Gamzedeyim Deva Bulmam.”
Bu eser aslında Dedublüman tarafından yazılmış yeni bir şarkı değil. Türk müziğinin geçmişinden gelen, farklı sanatçılar tarafından çeşitli dönemlerde yorumlanmış bir eser.
Dedublüman’ın yorumu ise şarkıyı yeni kuşakların dijital müzik alışkanlıklarıyla buluşturdu.
Grubun resmi sitesinde bu yorumun yüz milyonu aşkın kez dinlendiği belirtiliyor. Aynı sitede “Belki (Akustik)”, “Sana Güvenmiyorum” ve “Sen Bilmezsin” gibi çalışmaların da yüz milyonlar seviyesinde görüntülenmelere ulaştığı görülüyor.
Burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir şarkının yüz milyonlarca kez dinlenmesi yalnızca algoritmanın başarısı mıdır?
Yoksa eski bir duygunun yeni bir sesle tekrar anlatılması mı?
Bence ikinci ihtimal üzerinde düşünmeye değer.
Çünkü şarkının sözlerinde çaresizlik, kırgınlık ve çözüm arayışı var. Bunlar belirli bir kuşağa ait duygular değil.
1960’larda da vardı.
1980’lerde de vardı.
2000’lerde de vardı.
Bugün de var.
İnsan ilişkilerinin temel meseleleri teknolojiden çok daha yavaş değişiyor.
Mesajlaşma uygulamaları değişiyor.
Sosyal medya değişiyor.
Müzik dinleme biçimi değişiyor.
Ama bir insanın “Beni gerçekten anlıyor musun?” sorusu değişmiyor.
Belki Dedublüman’ın başarısının arkasındaki önemli unsurlardan biri de tam olarak bu tanıdık duyguların yeni bir müzikal atmosfer içinde sunulmasıdır.
Bir Masada Altı Kişi: Müzik Yapmak Aslında Bir Ekip İşidir
Hikâyenin bu bölümünde sizi küçük bir hayali sahneye götürmek istiyorum.
Altı kişi prova yapıyor.
Biri ritmin biraz daha geride kalmasını istiyor.
Diğeri vokalin daha öne çıkması gerektiğini düşünüyor.
Bir başka kişi klarnetin girişini değiştirmenin parçayı güçlendireceğini söylüyor.
Bir başkası ise “Hayır, burada parçanın sade kalması daha iyi” diyor.
Müzik dediğimiz şey bazen tam olarak budur.
İnsanların aynı anda hem haklı hem de eksik olabilmesi.
Birinin teknik çözümü vardır.
Birinin duygusal sezgisi.
Birinin düzenleme fikri.
Birinin sahne deneyimi.
Birinin ritim anlayışı.
Birinin ise bütün bunları bir araya getirme becerisi.
Bu nedenle kadınların empatik, erkeklerin stratejik olduğu gibi katı bir ayrım yapmak yerine, empati ve stratejinin cinsiyetten bağımsız insan becerileri olduğunu söylemek daha gerçekçi.
Üstelik toplumsal hayat bize bunun neden önemli olduğunu sürekli gösteriyor.
Bir aile krizinde yalnızca çözüm üretmek yetmez.